ÜSTÜNLEŞMEYE ENGEL TEŞKİL EDEN ZAAFLAR
Çözüme katkıda bulunması gereken hiçbir mücadele varsayımı, eylem ödevi olarak hedeflediği devrimden daha keskin ve tartışılmaz olamaz. Devrimci mücadele yöntemleri, devrime giden yolda sadece varsayım ve hipotezdir. Bu yüzden hiç bir varsayım tartışılmaz tabu, dogma ya da kesin ve kati doğru olamaz. Tartışılmaz kutsal kabul edilemez.
Turan devriminin, devrimci yolunda yürüyecek kadrolar, mevcut diyalektik mantık eksikliği ve bilimsel bilgi birikimi yetersizliğinden kaynaklanan bir sol hastalığı olan pragmatik dogmatizmden öncelikle arınmalıdır. Devrimcilik özü gereği tüm totemlere sabit fikirlere karşıdır. İdeolojik bilgi birikimi yetersizliğinin doğal bir sonucu olan sol tutuculuk ancak üstünleşmiş teorik bilgi birikimiyle yenilebilir.
Devrimci mücadele onu zorunlu kılan sömürü düzeni ile nihai kopuşu gerçekleştirmediği sürece üstün toplum üstün insan özgürleşmesine ulaşamayacaktır. Sistemi sadece ekonomik olarak, devlet aygıtı ilişkileri ile ele geçirmek nihai kopuşu sağlayamaz. Nihai kopuşu ancak; mevcut düzenin idealist statik mantığı, kültürel kirliliği, çarpık etik anlayışı ve doğal yaşamın özüne yabancı dayatmalarının yıkılması sağlayabilir. Ancak o zaman bir birey olarak insan ve topyekûn toplum özgürlüğe ulaşır. Doğal yaşamda kendini olumlamayan hiçbir kural, kaide, inanç insan ya da toplum için uygun da olamaz. Bu noktada üstün kadroya giden yolda temel ilke burjuva kültürel ve etik anlayışından koparak mevcut tüm yerleşik yapıyı kendi diyalektik mantığı içinde alaşağı ederken, sistemin mantığımıza monte ettiği küçük burjuva saplantılarından kurtulmak gerekir. En zengin, en yakışıklı, en güzel enlere sahip olma şartlanmasıyla şişirilmiş egoların bayan erkek demeksizin tüm kişilere psikolojik olarak dayattığı aşağılık kompleksini yenme mücadelesi yaşamsal önem taşır.
Aşağılık kompleksini yenebilmek bugünden yarına günlük bir olay olmadığı gibi uzun iradeli bir süreç ister. Bu kompleksin neden olduğu temel zaafları tek tek ele almak gerekir ki sonuçta her biri mücadeleyi büyük sekteye uğratır. Tek tek insanların zaafları bir bütün olarak yapıya çok ağır hasarlar verir.
Gevezelik; ağırlıkta bayanlarda, erkeklerde de sık görülen en büyük zaaflardan biridir. Bireysel olarak konuşan kişiye mutsuzluk getirdiği gibi özelin ve paylaşılmaması gereken sırların yayılmasını doğurur. Sonuç olarak düşmanın elinde koza dönüşür. Bir yıl suskun kalan biri gevezeliği bırakıp mantıksal konuşmaya başlar. Gevezeliğin altında yatan neden aferistliktir. “Aferin” almak için kendini pazarlama sevgi eksikliğinden sevilme dürtüsüyle yapılır. Üstünleşmeye gidilen yolda kurtulunması gereken temel zaaflardan birisidir.
Kıskançlık; üstün insan, üstün kadro kendini yenileyebildiği gibi kendi kendini üretebilendir de. Bir kadronun temel teorik eğitimi yoğun çalışma ile iki yılı kapsar. Pratik eğitim ise daha da uzun zamana geçilmesi gereken süreçlere elemelere bağlıdır. Teorik formasyon olarak yetişmiş bir kadro yıllık on kadro üretebildiği sürece kadro vasıfları taşır. En geniş kitle içinde olan kadro çalışması göz önüne alınırsa bu, yıllık ulaşılacak en az yüz insan demektir. Oysa mevcut yapılar ele alındığında kadro olamamış kadromsu unsurlar birbirlerinin kuyusunu kazarak her cenazede ölü her düğünde gelin ya da damat olmak isterler. Köylülüğün tam tasfiye olmadığı ülkede hepsi ya ağa torunudur ya efe. Herkes kendi aşağılık kompleksiyle soylu bir damara kendini bağlamaya çalışır. Oysa en büyük şeref emekçi soya sahip olmaktır. Üreten bir sülaleden gelmek
Yalakalık; kadronun görevi mücadeleyi üretmektir. Buradaki üretim teorik ve pratik üstünlükten geçer. Eylem ödevini gerektiği gibi yerine getirenin doğal lider olarak yükseleceği netken, mevcut kirli sistemin bilinçaltına soktuğu merkeze yaltaklanarak kariyer yapma mücadelesi ise hem hainlik hem aymazlık içerir. Yalakalardan medet uman liderler kadro olamayacakları gibi liderlikleri de ilk zor dalgada yerle bir olacaktır
Cehalet; cahilliğin temelinde üst beyinin gelişmesini sağlayacak eğitim eksikliği yattığı için insan alt beyni ile hareket eder. Az gelişmişliğin en büyük göstergesi olan bu sapma içgüdülerle hareket etmeyi doğurur. Dört temel içgüdü bu noktada öne çıkar. Açlık, üreme, korku, saldırganlık.
Açlık; günümüzdeki yansıması maddi çıkar hırsına tekabül eder. Ufak maddi çıkarlar için kişinin kendi yaşamsal faaliyetinden onurundan tavizler vererek yozlaşmasına kadar gider.
Üreme; aşk olarak yansır, kişi sınırında yaşamayı bilmezse iki taraftan birinin diğerine teslimiyetini doğurur ki bu da zaten aşkı bir taraf için bitirir. Kendini kaptıran, sınırı aşan sonuçta hüsrana uğrayacağı gibi kendine kişilik ve onur olarak kayıplar verir. Bu kayıplar zincirleme etkiyle bir bütün olarak yapıya da ölümcül hasarlar verir. Düşmanın en çok kullandığı silahtır.
Korku; bu içgüdüyü kırmak uzun bir süreç ve bol eylemcilikle aşılabilir. Korku genelde egemen gücün kolluk kuvvetlerine ve zindanlarına karşıdır. Bu korkular yaşanmışlıkla yenilebilir. İnadına dik olmak direnmek, düştüğü yerden bir avuç toprak alıp kalkabilmekle çözülür. Yenilsen bile tekrar tekrar özeleştiri vererek kalkabilmekle çözülür.
Korkmak, çözülmek, yenilmek hata ya da zaaf değildir. Özeleştirisini verememek gizlemek ya da mevcut halin teorisini üretip korkuyu ve ondan kaçmayı meşrulaştırmaya çalışmak zaaftır ki teslimiyeti doğurur.
Saldırganlık; en zararlı içgüdüdür. Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin, insan kanıyla besledikleri zihniyetlerinin yönetimindeki işkencehaneler ve cezaevlerinden geçen teslim olmayan direnen tüm kadroların, kontrol etmeleri gereken, en büyük zaafa neden olan içgüdüdür. Yaşanmışlıkların intikamını almak için her insanda doğal olarak gelişecek içgüdüsel tepkimedir. Ancak dikkat edilip kontrol altına alınmazsa amaç haline gelir ki bu da mücadelenin şirazesinden kaymasına neden olur.
Yozlaşma; genel olarak yukarıdan aşağıya kadroların diğerine dayatmasıyla gelişir. Bu dayatma iki türlüdür. İlk ve en önemlisi teorik gelişkinliği olgunlaşmamış insanların yüksek boyutlu pratik sürece sokulmasıyla oluşur. Pratik eylemlerinin getirdiği psikolojik yıpranmayı teorik bilgi birikimiyle çözümleyecek kapasitesi olmayanlar sonuçta onurlularsa korkarak sağa savrulur kendini düzenin akışına bırakır ya da onursuzca düşmanın safına geçerek hain olur. Diğer tür dayatma ise her kadronun tüm pratik süreçlerde yer almasını istemektir. Oysa doğru olanın kadroların yetenekleri ve istekleri doğrultusunda başarabilecekleri alanlarda değerlendirilmesidir. Herkes aynı zamanda asker, ajitatör, örgütçü olma yeteneklerine sahip olamaz. Yeteneği olmayan bir alana itilen kadro refüze olur. Aynı zamanda mutsuzluğa itilir. Bir askeri beklemeye almak onun için ne kadar zulümse bir örgütçüyü halktan yalıtmak o kadar zulümdür. Sonuçta sol ve sağ sapmalar, otonom yapılar, fragsiyonel çıkışlar oluşur.
Toplumsal sorunların çözümleri için, radikal proje ve söylemlerle ortaya atılan insan yeryüzünün yaşamsal etkinliği ile insan uyumunun zorunluluğunu hesaba katmadan dayattığı tüm insanüstü kutsamalarla ancak hüsrana ulaşır. ’’İnsan artık hayvan değilse de melek de değildir.’’ Der Paskal Hala İçgüdülerin etkisi altındaki yaşayış ve düşünüşe sahip insana Tanrısal kutsallık biçmek ve yüce erdemleri dayatmak onu bu kalıplara sokmaya çalışmak mutsuz bir toplumu yıkıp yerine yeni bir mutsuz bir toplum inşa etmekten öteye geçemez. Bu noktada halkın mevcut kültürünün karşısına onların kültürüne zıtlaşarak çıkan kadrolar yanlıştır. Ancak onların kültürüne egemen kadroların, bizzat halkın yaşayışının içine girerek bugünden yarına mevcut kültürü evirmesi ile öncülük gerçekleştirilebilir.
Yorumlar
Bu Köşe Yazısına Henüz Yorum Yapılmamış.
İlk Yorum Yapan Siz Olun.
Yorum Yaz



