1977-80 İç Savaş Dönemi
1977-80 yılları arasında yaşanan İş Savaş Döneminde yükselen Halk Güçlerinin önünü kesmek için Amerikan emperyalizmin Anti-komünist mücadele derneklerinde yetiştirilen faşist paramiliter güçlerin başlattığı saldırı ve katliamlarla Türkiye'de ilan edilmemiş, üstü örtülü, cephelere ayrılmamış bir savaş yaşanıyordu. İç savaş tespiti yapıldıktan sonra ona göre örgütlenmek kaçınılmazdı. Devrimci Yol'u, anti-faşist mücadelede öne çıkaran, bu mücadelenin odağı haline getiren de bu tespit oldu.
Toplum her gün biraz daha çatışma ortamına çekiliyordu. Gecekondu mahallelerinde, üniversitelerde, küçük Anadolu kentlerinde, yoksul köylerde, kimi işçi ağırlıklı yerleşim birimlerinde toplumun yaşadığı sağ ve sol saflaşmada, Devrimci Yol sol saflarda Halk Güçlerinin önderliğinde ağırlıklı bir yer kazanıyordu.
Anti-faşist mücadelenin Devrimci Yol çevresinin belirgin özelliği olması, faşizme karşı duran insanların o saflarda toplamasına yol açıyordu. Bu durum Devrimci Yol önderliğini faşizme karşı mücadele konusunda yeni arayışlara itiyordu. Çünkü, toplumda var olan direnme eğilimlerinin bir araya getirilmesi sorunu vardı. Başarı şansı ancak böyle bir yöntemle yaratılabilirdi. Hareketin önderliği iç savaşın derinleştiği günlerde, «Direniş Komiteleri» tartışmasını solun gündemine getiriyordu.
Devrimci Yol'a göre Direniş Komiteleri ihtiyaçtan doğmuştu. Halkta var olan ve aslında kendiliğinden gelişen direnme eğilimlerinin bir çatı altında toplanması, aynı politik hatta duruşlarının sağlanması bir zorunluluktu. Türkiye'de günlük yaşamda tam bir kaos hakimdi. Can güvenliği en yakıcı sorundu. Siyasal nedenlerle günde 5-10 insan hayatını yitiriyordu. şehirler, mahalleler, sokaklar, okullar, işyerleri saflaşmanın içine giriyordu. İdeolojik saflaşma sürecini yaşayan toplum, hızla fiziki bir saflaşmaya gidiyordu. Devrimci Yol çevresinin ortaya attığı Direniş Komiteleri bir bakıma kendileri adına, bu kaosun önüne geçebilmenin çabasıydı. Kimin ne yapacağı, ne zaman yapacağının bilinmediği bir siyasal çatışma yerine, anti-faşist mücadelede derli toplu bir hat oluşturmak zorunluluktu.
«Faşist güçlerin, halk yığınlarını yıldırmaya yönelik saldırıları, geniş halk yığınları arasında bir savunma ihtiyacının doğmasına neden olmakta; çatışmanın genişleyip yaygınlaşması, anti-faşist bir dayanışma eğiliminin doğmasına ve gelişmesine neden olmaktadır. Direniş komiteleri bu eğilimin devrimci bir doğrultuya kanalize edilmesi, bağımsız bir devrimci hareketin, halk iktidarını hedefleyecek şekilde ve tüm anti-faşist halk güçlerinin birleşik devrimci savaşının örgütlendirilmesi doğrultusunda kavranılmasının bir gereği olarak ortaya çıkmıştır.»(Devrimci Yol. Sayı 13 15 Ocak 1978)
Direniş Komiteleri kısa zamanda faşizme karşı mücadele etmek isteyen insanların vazgeçemedikleri adres oluyordu. Her mahallede, her okulda, her işyerinde bir komite kuruluyordu. Adeta mantar gibi bitiyordu komiteler. Bu kez de Devrimci Yol önderliği, Direniş Komitelerine çeki düzen vermekle uğraşıyordu. Devrimci Yol dergilerinde üst üste yazılar çıkıyor, Direniş Komitelerinin aynı politik zemine çekilmesine çalışılıyordu.
Devrimci Yol'a göre; faşizme karşı mücadele bir devrim sorunuydu. Bu noktada, sivil faşistlerle çatışmanın yaşanmadığı ya da yaşanarak bertaraf edildiği alanlarda da, komitelerin kurulması, kurulmuş komitelerin devam ettirilmesi öneriliyordu. Anti-faşist mücadelede yakalanan halka, devrimci bir yola kanalize edilmezse, elden kaçabilirdi. Bu yüzden Direniş Komitelerini yalnızca sivil faşist güçlere karşı kavga zemini olarak düşünmek yanlıştı.
Bu tespit, Direniş Komiteleri'nin diğer yüzünü ortaya çıkarıyordu. Komitelerin çatısı altında, olabildiği kadar, sosyalizm yaşatılacaktı. Devrimcilerin tartıştığı sosyalizmin, yeni bir toplumsal projenin ne menem bir şey olduğu halka gösterilmeliydi. Sosyalizmin ilk adımları atılacak, sosyalist kültür, komitelerin çatısı altındaki insan ilişkilerinde yeşertilecekti. Komiteler sosyalizmin, yani gelecek iktidarın nüveleri olacaktı. Sosyalizm bir pastaydı, halka tadını hiç bilmediği bir pastayı yedirmek zordu. Önce rengine ve kokusuna alışmalıydı halk. Pasta dilim dilim yedirilmeliydi. Direniş Komitelerine pastanın dilimi olma misyonu yüklenmişti.
«Direniş Komiteleri en geniş anlamda, devrimci halk iktidarının birer nüveleri olarak kavranmalı ve bu doğrultuda derinleştirilip geliştirilmelidir.»(Devrimci Yol. Sayı 13 15 Ocak 1978)
«Kitlelerin savunma organizasyonları» olarak tanımlanan bu komitelerin. anti-faşist mücadele ile sınırlı kalmaması amacıyla geliştirilen politikaların bir de, Devrimci Yol çevresinin hedeflediği proleterya partisiyle ilgili yanı vardı. Direniş Komiteleri böyle bir partinin cephe örgütleri olacaktı. Parti ve Direniş Komiteleri birbirini tamamlayan ve birbirini geliştiren iki olguydu.
«Direniş Komiteleri mücadelesinin başarıya ulaştırılabilmesi, böyle bir devrimci önderliğin (proleteryanın öncü savaşçı partisinin) varlığına kopmaz bir şekilde bağlıdır.»(Devrimci Yol Sayı 13 15 Ocak 1978)
Direniş Komiteleri'nin anti-faşist mücadelede gösterdiği başarı, nüve olma olgusunda gösterilemedi. Fatsa bu özelliği ile girdi Türkiye'nin gündemine. Küçük bir kasabaydı. Yapılanlar dikkat çekiyordu ve sistem Fatsa'dan rahatsız olmuştu. 1980 Sonuna gelinirken sivil faşist paramiliter güçlerin halk güçleri karısında zayıf kalması emperyalist bloğun yükselen halk hareketini kesmek için 12 Eylül Faşist Darbesini uygulamaya koymasına neden olacaktır.
|
|
Yorumlar
Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış.
İlk Yorum Yapan Siz Olun.
Yorum Yaz



