YENİ SÖMÜRGECİLİK
"... Metropollerde sermayenin had safhaya varan yoğunlaşması ve temerküzünün oluşturduğu, 'talep yetersizliği' ve de özellikle II. yeniden paylaşım savaşından sonralarını kaplayan anti-emperyalist ve millici akımlar, zorunlu olarak emperyalizmin sömürü metodunda değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikler emperyalizmin çirkin yüzünün saklanması ve de sömürge ülkelerde pazar genişletilmesini amaçlayan yeni-sömürgecilik metotlarıdır.
Yeni-sömürgeci metotların temelinde, emperyalist tekellerin aç gözlü sömürü politikasına cevap verecek şekilde, sömürge ülkelerde meta pazarının genişletilmesi, 'yukardan aşağıya kapitalizmin' bu ülkelerde hâkim üretim biçimi olması, merkezi güçlü otoritenin egemen olması sonucunu doğurmuştur.
'Yukardan aşağıya demokratik devrim' belli ölçülerde gerçekleştirilmiş; üst yapıda feodal ilişkiler genellikle muhafaza edilirken (emeğin feodal sömürüsü sürdürülüp, feodal ideolojiler muhafaza edilirken) alt yapıda kapitalizm egemen unsur haline gelmiştir (pazar için üretim).
Bu da, bu ülkelerde, hafif ve orta sanayinin kurulması ve de yerli tekelci burjuvazinin (emperyalizmin en gözde müttefiki olarak) oluşması ve gelişmesi demektir. Ancak gelişen yerli-tekelci burjuvazi, iç dinamikle değil, emperyalizmle baştan bütünleşmiş olarak gelişmiştir. Böylece I. ve II. genel bunalım dönemlerinde bu ülkeler için dışsal bir olgu olan emperyalizm bu dönemde aynı zamanda içsel bir olgu haline gelmiştir. (Gizli işgal esprisi)
Emperyalizmin, yukarda bahsettiğimiz sonucu doğuran yeni-sömürgecilik metodunu çok kısa özetleyelim. Yankee emperyalizmi, özellikle 1946'dan sonra, yeni-sömürgecilik metodunu geliştirdi. Ve bu yeni-sömürgecilik politikasını, Truman, Marshall doktrinleri ve askeri paktlarla, ikili anlaşmalarla tezgâhladı. Bu politikanın esası, daha az masrafla, daha geniş pazar imkânı sağlayan, daha sistemli ve ulusal savaşlara yol açmayacak, daha üst seviyeye çıkmış emperyalizmin problemlerini daha fazla tatmin etmeye dayanmaktadır. En temel metodu, sermaye ihraç ve transferinin terkibindeki değişikliktir. Sermayenin 5–6 elemanı arasında yeni bir oran yaratılmıştır. Şöyle ki, savaş öncesi nakit sermaye ihracı, sermayenin isim, patent hakkı, yedek parça, teknik bilgi, teknik eleman, vs. gibi diğer elemanlarına kıyasla çok daha fazla yer tutarken, savaş sonrası dönemde özellikle 1960'dan sonra bu işleyiş tersine dönmüş, nakit sermaye ihracının dışındaki sermayenin yukarda özetlediğimiz elemanları ağırlık kazanmıştır.
Bugün geri-bıraktırılmış ülkelerde, yabancı nakit sermaye oranının yerli nakit sermayeye oranla çok az olduğu görülür fakat mutlak dışa bağımlı birçok sanayi kuruluşu mevcuttur. (Örneğin oto sanayi) Birkaç yüzde yüz dışa bağımlı temel sanayi tesisi kurulmakta ve bunlara bağımlı olmaya mahkum hafif ve orta sanayi belli ölçülerde geliştirilmektedir. (Bu sanayi kuruluşlarının temelinde ise, yabancı sermayenin nakit sermaye dışında kalan elemanları yatmaktadır.)
Kısaca özetlediğimiz bu yeni sömürgecilik metodu, bir yandan emperyalizmin ülkeye iyice yerleşmesi (yani emperyalizmin sadece dışsal bir olgu değil aynı zamanda içsel bir olgu haline gelmesi) sonucunu doğururken, öte yandan geri bıraktırılmış ülkelerde, geçmiş dönemlere kıyasla, izafi olarak feodalizmin etkin olduğu, sömürgecilik ve yarı-sömürgecilik dönemine kıyasla belli ölçülerde pazarın genişlemesine paralel olarak toplumsal üretim ve nispi refahı artırmıştır.
Bunun sonucu olarak, geri-bıraktırılmış ülke içindeki çelişkiler görünüşte yumuşamış (feodal döneme kıyasla) halk kitlelerinin düzene karşı tepkisi ile oligarşi arasında suni bir denge kurulmuştur."
Mahir Çayan
YAKIN SÖMÜRGECİLİK
Yeni sömürgelerde, anti-emperyalist ve millici akımların önünü kesmek için emperyalizm politik ve taktik yöntemlerde değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikler emperyalizmin saklanan çirkin yüzünün ve işbirlikçi iktidarların sömürge ülkelerde pazar genişletilmesi ve işgücünü kölelik şartlarında kullanmasının önünü açmaktadır. Temel ekonomik sömürü yeni sömürge koşullarında gelişmesine karşın soğuk savaştan galip çıkan Emperyalizm tek kutuplu dünyada geçmişte verdiği tavizleri en az maliyetle, yumuşak geçiş yaparak geri almak istemektedir.
Bu noktada sömürüye karşı yükselen ulusal ya da sınıf temelli halk hareketlerinin önünü kesmek, yüksek maliyetli silahlı sömürüden uzak durmak için emperyalizm kendine karşı gelişecek düşünceleri de örgütler hale gelmiştir. Milli, dini, sosyalist temelli birçok hareket, emperyalist kurumlarca organize edilen okullar, verilen burslar ile yetiştirilen ülkenin kendi çocukları tarafından kapitalist sistem içi arayışlara kanalize edilmek için kurulmaktadır. Amerika’dan yönetilen tarikatların, Anti- komünist mücadele derneklerine bağlı milliyetçi hareketlerin, sivil toplumcu-reformist demokrat sistem içi arayış örgütleyen sol düşüncelerin bolluğunun nedeni budur.
4. bunalım dönemini yaşayan emperyalist blok ve yakın sömürgeci ekonomik yapılanması için yapılacak sivil toplumcu ya da reformist demokrat teslimiyet teorileri de bu noktada emperyalizmin kontrollü faaliyeti içinde olacaktır. Emperyalizme karşı mücadelenin esasları için Mahir Çayan’ın Kesintisiz Devrimi dışında arayışlara girmek aymazlık ve yenilgi dışında bir sonuç doğurmayacaktır. İnsan kanı içen ve insan eti yiyen emperyalizmle mücadele sadece savaşmaktan geçer.
İşçilerin ellerindeki sendika, toplu sözleşme gibi kazanımlar yasal düzenlemelerle alınır. Memurlar kadrolu değil sözleşmeli olarak işe alınır. Devletin küçültülmesi bahane edilir. Yüksek vergi altında az gelirli halk yaşam savaşı vermek dışında düşünemez hale getirilir. Sistem için özgürlük söylemli dar kapsamlı çok başlı örgütlenmelerin önü açılırken, Faşizmin en kaba hali emperyalizm karşıtı hareketlere uygulanır.
Kültürel yozlaşma ve toplumsal yabancılaşma tüm kitle iletişim araçları ile pompalanır. Halkın güvensiz, yalnız bireyler haline gelmesi sağlanır. Halk eğitim sistemi ve inanç sistemi kullanılarak bilimsel düşünce ve diyalektik mantıktan uzaklaştırılarak yönetilir. Aşiret, töre ilişkileri körüklenerek özendirilir.
Dünya finans hareketlerinden kopuk yerel operasyonlarla küçük ve orta ölçekli sanayici ve yatırımcılar periyodik olarak tırpanlanır. Koşullar yeni sömürge dönemden daha demokratik görünmekle birlikte sistem içi biat esastır. Sistem dışına çıkanlara her tür linç kampanyası uygulanır.
Son dönem yoğun gelişen teknolojik imkânlar halka karşı silah olarak kullanılarak bütün bir ülke zapturapt altına alınır. İnsanların sistemden kaynaklı sorunlara karşı kolektif üretecekleri politikaların önü kesilirken, sistem içi küçük hak taleplerinin, bireysel arayışlarının önü açılır.
Kısaca halkın politikadan uzak, düşünmeyen ve sorgulamayan hale gelmesi için her tür yöntem kullanılır. İktidarı tümüyle ele geçiren emperyalizm ve işbirlikçileri farklı coğrafyalarda yaşayan halkların çocuklarını birbirlerinin sömürgeleştirilmesi konusunda emperyalist ordularda asker olarak kullanır.
Cem ÇELİK
Yorumlar
Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış.
İlk Yorum Yapan Siz Olun.
Yorum Yaz



